Yanlış Olmuş Bazı Şeyler

evveth yine dönüp dolaşıp klavyenin başına geldim. böyle iyi mi oluyo kötü mü bilemiyorum altan bilemiyorum ama yine sayko günler yaşıyor gelecekteki meteor veya uzaylı istilasını beklemek üzere kıçımı dinlendiriyorum. aslında böyle offff pufff hmmpppfffss diyerek gelmedim bu sefer pek. ben boktan günlere alışkın olduğumdan sadece sanki su yükselircesine, sanki böyle her defasında biraz daha fazla koşarsın daha daha da koşup zamanla at gibi hisetmeye başarsın da finalde amok koşucusu olmayı beklermişçesine içini natural evil bir sakinlik kaplar gibi sanki sıradaki gariplikleri bekler bir halim var. sanki hayat beni bu günlere mi hazırlamış ne?
benim için şanssızlık default bir özellik olduğundan ve zaten tırt bi insan olduğumu bildiğimden dünya yansa da corç kuluni sakinliğimle takılıyorum evde. çünkü süleyman demirelin de dediği gibi meseleleri mesele yapmazsanız ortada mesele almaz. işte şu süleymanın rahatlığı en imrendiğim şey gerçekten. ama ona da sahip olamadım hiç. yani biraz olsa ortada mesele kalmıcaktı aslında. bukowski götü aklımı çeldiyse demek ateşin içinden ne kadar iyi geçebildiğindir mesele diye yine bokların içinde buluyorum hemen kendimi nasıl meyilliysem o tarafa. tabiatım gereği zaten o tarafa yakın olduğumdan büyük ihtimalle. belki de diğer taraf için en ufak bir ihtimal yok sonuçta aynaya bakıp dürüst olmayı denediğinde her zaman (her zaman? yani arada tersi olurmuş gibi konuştun yit) güzel şeylerle karşılaşmıyosun. ne bileyim mesela sevimsiz bir karakter olduğunu farketmek. bu aslında öyle ahlar vahlar ettirmiyo insana. vay aluminyum diyosun en fazla bu ne ya! ondan sonra oturuyosun bi sigara yakıyosun ama tabi düşünceler devam ediyo. çünkü düşünceler önüne duvarlar diksen bile hiç durmuyo. çok az durur gibi oluyo ama sonra aynı hızda devam. yani şu oturduğum yerde tamamen buhar olup sigaranın dumanıyla birlikte havaya karışsam bir aya kalmaz kimsenin hayatında pek bi değişiklik olmaz. sanki hiç olmamış gibi olursun. ne sevdiğin ne ailen ne de arkadaşların. hayat aynı şekilde akıp gider. işte bu çok ani bir şok oluyo. sanki beklemediğin bir anda yüzüne bi bardak soğuk su atmışlar gibi. (gerçekten üşüdüm şu anda titretti) sevdiğin kız senin için hiç savaşmadı diye kızgınken hep, bi yandan dınınınııııııımmm diye geliyo filmin çözüm bölümünde o flashbackler gibi gözünün önünde parçalar birleşiyo. lan oğlum sen savaşmaya değer biri değilsin ki ahahaha diyo bi ses. hay ağzına sıçayım yeter sus len diyosun tamam sıçayım kendime.
fonda da çalan şarkı da bu sanırım
neyi ne yaparak ne zaman nasıl düzeltebilirim derken bakıyosun ki dünyanın en yanıtsız soruları bunlar (: tam da bu kadar şeyden sonra belki de bir ihtimal senin için biraz çaba gösterir sanırken whatsappta noldu yafoton gitti moduna geçiş sağlıyosun. lan şu sigarayı bırakayım bırakayım diyorum da biriniz bi neden verin elime kendi başına bir amaç çok zor.
neyse yapçak bişey yok diyosun daha da rezil olmanın bir anlamı yok. yeteri kadar gururun kırık zaten işine gücüne bak hırbo diyosun. (ne kadar da doğal bir gidişat). hoppp korona yurda girişini yapıyo. başta tabi çok büyük tehlike değil zaten verilmiş sözler var. bari şunları halledeyim diyosun. elde kolonya tabi en geçerli aksesuar. bi kaç gün sonra her yer virüs her yer tehlike modu başlıyo. evdekileri yazlığa yolluyosun çünkü senin henüz işlerin bitmedi. zaten eve gelirken de tıbbi atık gibi davranıyosun kendine. evde tek başınasın sümükle birlikte. yazlıktakilerle de konuşuyosun diyosun ki bi ara gelin kediyi alın ben de işlerimi bitirince gelirim diye. maksat akılları kalmasın. ki gidersem de bir iki hafta evde durup sonra giderim diyosun. arayıp diyolar ki mayısın ortasında kedinin aşıları var git gel zor olur siz takılın kediyle 😀
neyse lan zaten gitmezdim diyosun işe gitmeye devam. metroda dolmuşta mermiye kafa atıyosun bütün gün. sonra bakıyosun ki yaşlılar her yerde. süleymanı dinlemişler ortada mesele kalmamış. neyse bu ruh hastalarıyla takılıyosun bir süre git gel falan. verdiğin sözleri tuttuktan sonra hadi eve kapatayım kendimi diyosun. iş yerinde elemanlar diyo ki hacı kapatmayalım. neden? e eve gitsek ne yicez ne iççez. biraz daha devam edelim bari işler durana kadar. düşünüyosun bi alternatif yok. ben gidiyom desen o da olmaz. bi hafta koyuyosun sonrasında bana güvenmeyin hazırlığınızı yapın diye.

cumartesi günü son iş için şehir dışından gece 2 de dönüp attım kendimi karantinama. ilk haftanın sonuna geldik. ki bu karantinayı ördeğimle birlikte geçiriyo olmamam tam bir rezaletken pazartesi gününden beri de dişim ağrımaya başlamasın mı? yeter vurmayın artık öldüm ya 😀 oysa ki sen, ben ve biz şimdi tam ne filmler, diziler izlicektik beraber. hatta ben müzik zevkimin çeşitlendiğini falan anlatçaktım ördeğimden de savunma alcaktım ne bok müzikler dinliyosun diye (agar agar hariç onu ben de dinliyom artık) bak superorganism(ki ben bunu bi dizide duydum deli gibi dinliyom) var camp claude var campsite dream var ki kendileri çok nefistir. neyse var işte, öyle yani. ne bileyim yemek işi bende mesela. ördek salata yapsa yeter. diablo 2 oynamayı da öğretçektim tam ikinci hesapta hazır beraber oynucaktık. dünyayı kurtarcaktık iblislerden. sonra beraber diablo 4 ü beklicektik blizzard’a sövcektik falan (burası biraz karışık ama dünya çapında linç var 😀 ) tabisi de özel kokteyllerim ve çeşitli alkollerim eşlik etçekti bize. belki çizgi film falan da yapmaya çalışırdık. değişik programlar kurcalardık falan. şimdi koşuya da çıkamıyom biraz mızmızlanırdım( yazıyla dört yıldır kimseye mızmızlık yapamadığımdan dişim ağrıyo benim 🙁 koşamıyom bacaklarım paslandı benim ağrıyee 🙁 diye diye şımarıklık biraz yapsam fena olmazdı)
sonra sümükle inanılmaz kişilik benzerliklerinizle dalga geççektim ben ya 🙁 yani bir kedi bir insana hem de hiç tanımadığı bir insana nasıl benzer hala anlamıyom. yiti bugün öldürsek mi diye bi oylama yapılsa hemen evete basçak ilk iki kişi olduğunuz su götürmez bi gerçek. beraber ağzıma sıçardınız ama kabuldü yine de. ilerde geyiğini yapardık. ne günlerdi be diye.
yine hayaller alemine dalmışsın göt yit sesleri şimdiden kulağıma geldi de yine de güzel olurdu yani hayalini de mi kurmayım. neyse bunlar da böyle düşünceler işte. gideyim de haber falan izleyim bari emekli gibi.
ayrıca elbette şarkı ikramımız devam etmektedir. zaten dört duvar arası kaldığımız şu günlerde elbette bir de ahmet kaya ya bağlayıp depresyondan depresyona koşmayacağız. sözler depresif ama kendisi gaz bir şarkıyla saçmalamamıza son veriyoruz.(saçmalamamız da ne garip kelime oldu ya insan iki kere içinden tekrarlayınca hayata yabancılaşıyo)
Müuzz dan dis taym is ruanin aağt ile yazımıza son veriyoruz. muaaaaaahh
