döngü

döngü döngü….

Bir şarkı açtı bilgisayarından. Anathema’dan angelica parçası. Çok severdi bu şarkıyı.
İşten yeni gelmişti çocuk. Stresli bir gündü yine. Henüz seviyordu işini. Çok çalışkan sayılmazdı ama severdi yine de çalışmayı. Çevresini küçük bile olsa tasarlamayı severdi. Zaten hayatımızın ne kadarının kararını kendimiz verebiliyoruz ki? En azından bu kadarı mutlu ederdi onu. Beklentileri de çok yoktu zaten. Ne beklenebilirdi ki hayattan? İnsanlar kuralları önceden belirlenmiş anlamsız ve aslında hiç amacı olmayan işlerde çalışıp farklı hayatlar yaşamayı beklerdi hep. O hiç anlamazdı bunu. bazen düşünüp bu kadar insan yanılıyor olamaz demek ki benim de bunları yapmam gerekli diye kendiyle hesaplaşırdı. Daha bunları düşünürken hepsi yine komik gelir, boşverirdi. Zaten şarkının da nakaratı gelmişti. Aklından sildi o an bu düşünceleri bir daha düşününceye kadar.

Bir sigara yaktı bu düşünceleri silerken, nakarata eşlik etti berbat sesiyle. Keyfi yerindeydi o sırada. sıyrılmıştı stresinden.
O sırada telefonu çaldı. Kuzeniydi arayan. İtiraz kabul etmem akşam alsancaktayız diyordu. Gülümsedi tamam dedi. Kuzeni mutluluktan uçuyordu. Yeni tanışmıştı kız arkadaşıyla. İlk kez de dışarı beraber çıkacaklardı.
Telefonu kapattığında biraz daha gülümsedi kendi kendine. Kuzeninin sesindeki heyecanı farketmişti. Uzun zaman sonra kız arkadaşı olunca bütün vücut kimyası değişmişti. Kuzeninin böyle heyecanlı olması hoşuna gitti. Kendisi böyle duygular yeşertmeyi pek beceremezdi içinde. Zaten böyle şeyler filmlerde kitaplarda falan olurdu. Gerçek hayatta hepsi kısa sürede geçip giden, bozulan veya bir anda kaybolan hislerdi. Ama kısa süreli de olsa dozu yüksekti bu duyguların. Arada bir iki hafta yeterliydi çoğu insan için. Daha fazla sürünce insanlar karşı tarafın bu duygularını kendi isteklerine göre kullanırlardı hiç çekinmeden. Kimse kendinden başkasını önemsemezdi aslında.

Aman her neyse. Karnı acıkmıştı. Bu sefer uyuşuklanmaması gerekiyordu. Hızlıca yemek yemeli ve hazır olmalıydı evden çıkmak için. Birşeyler koydu tabağına. Sonra da bacaklarını uzatıp bir dizi açtı ve onu izlerken yemek yemeye başladı. Kendi rutin döngüsünden şikayet etmeyen ender kişilerdendi. Klasik bir cuma gününün tadını çıkarıyordu. yemeğin ve dizinin keyfine vardı. Hatta öyle bir keyfine vardı ki yine geç kalacağını farketti. Hemen diziyi kapatıp tekrar bir şarkı açtı ve giyinmeye başladı. Bir kot pantolon ve üzerine de mavi bir gömlek. Ardından saçlarını da yaptı ve artık hazırdı. Tekrar telefonlaştılar ve evden çıktı.

Önce bir cafeye geçtiler biraz muhabbet etmek için. O sodasını içerken yeni çift hafif tedirgin bir yandan da heyecandan ölüyordu. Hoşuna gitmişti bu duyguların hemen yanında gelişiyor olması. Derken hadi dediler Gazi Kadınlara geçelim artık. Jackson’s adında bir bara gittiler. İçkiler içildi, yeni çift çekingenliğinden kurtulup alkolün de etkisiyle rahatlamaya başlamıştı. Biraz daha bu döngüde devam ettiler. Alkol, müzik, dans, tekrar!

 

 

 

Bilmedikleri bir süre sonra sıkıldılar ve başka bir yere gitmek istediler ve çıktılar. Aynı sokağın karşısında başka bir yere girdiler. Hani iğne atsan yere düşmez derler ya o sırada tam da öyle bir yerdi Sheriff. Bir şekilde kendilerine yer bulup eğlenmeye başladılar. Biraz daha içtiler biraz daha oynadılar. Sonrasında olan oldu. Çocuk etrafa bakınırken görmüştü kızı. Üzerinde sarı bir kıyafet vardı. O kadar narin ve güzeldi ki kız hiç bir dil bunu tarif edebilecek kadar zengin olamazdı. O andan sonra ne müziği duyabildi ne de ne kadar kalabalık olduğunu hissedebildi. Sadece o kız vardı orda. Bir de kendisi. Birasını ne kadar içse de boğazındaki kuruluk gitmiyordu. Kalbi daha hızlı çarpmaya başladı. Elleri hafif hafif terlemeye başlamış, içinde panikle karışık bir merak duygusu. Kimdi ki bu kız? Noluyo lan bana dedi kendi kendine. Çok mu içtim acaba? diye kendine sormaya başladı. Gözlerini alamıyordu kızdan. Sonra farketti ki kız da ona bakıyordu. Hani hiç tanımadığınız bir insanı gördüğünüzde aslında onu tanıdığınızı hissedersiniz ya bazen işte tam olarak buydu hissettiği. Arkadaşları da farketti tabi durumu. Hadi diyorlardı. Ne bekliyorsun ki?

Ama acele edemezdi. Doğru zamanı bulmalıydı. Bu tanışmayı riske atması söz konusu bile olamazdı. Sonra kendini sakinleştirmeye çalışıp fırsat beklemeye başladı ki bir de ne görsün! Kız karşısından hemen arkasına gelmişti. Şaşırdı. Donakaldı. Ve arkasından bir ses: ” Oynasana” demişti. İşte tam o anda o karanlık gece rengarenk olmuş, her yerde gökkuşakları çıkmış, dünya bambaşka bir yer olmuştu. Emindi ki o sıra gök yüzünde martılar dans ediyor, pandalar bu güzelliği kutlamak için oradan oraya yuvarlanıyor, köpeklerin hepsi kuyruklarını sallıyor, kediler birbirleriyle oynamaya başlıyordu. Görmese de bilir ya insan öyle işte.

Konuşmaya başladılar sonra. İkisi de çok alkollüydü ama, tam anlamıyla kendilerindeydiler. Biraz daha dans ettiler sonra. Birbirlerini arkadaşlarıyla tanıştırdılar. Sonra arkadaşları yavaş yavaş evlerine dönmeye başladılar. Çocuk kendi arkadaşlarını yolcu ettikten sonra barın üst katına çıktılar kızla. Dans ediyorlardı. Biraz sonra yorulduklarında sarılmıştı kıza. Çocuk sırtını eski rum evlerinin tuğlalarından yapılmış duvara vermiş kız da sırtını ona vermişti. Hayatının en keyifli anlarından biriydi. Bir yandan da inanamıyordu yaşananların gerçekliğine. Hiç bitmesin istemişti o an. Ama elbette ki bitmeliydi. Bu küçücük cimcime şey eve gidip dinlenmeliydi. Yine de o anın tadını çıkarmaktan geri kalmadılar. Doğadaki bütün canlılar o anı kutlarken onlar da birbirlerini bulmuş olmanın huzurunu yaşamaya başlamışlardı bile.

Gecenin sonu geldiğinde çocuk kızı arkadaşlarıyla beraber taksiye bindirirken eve gidince haber ver bana diyordu. İçerde ses çok fazla olduğundan ne olur ne olmaz diye kartını vermişti kıza. Pek kibar bir hareket sayılmazdı ama dedik ya hiç birşeyi riske atamazdı. Zaten bir rivayete göre o gece yanında iki tane kartı varmış ve birini kıza verdikten sonra diğerini hep o cüzdanın
farklı bir yerinde saklamış. Uğurlu kartım dermiş onun için. Hala daha biraz eskimiş olsa da dururmuş o gecenin anısına. Kızdakini ise kimse bilmezmiş.

Taksi giderken arkasından öylece izlemişti gözden kayboluncaya dek. Zaten kız içerden ona el sallıyordu. Artık tek istediği tekrar yanında olmaktı kızın. Olan hiç birşey normal değildi. Sanki olaylar bu dünyada gelişmemişti. Belki de birbirlerinin elini tuttuklarında masallar diyarına geçmişlerdi. Büyüklerin yatarken küçüklere anlatacağı bir masalın kahramanı olacaklardı belki?

 

Kim bilerbilirdi ki?

 

 

You may also like...

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir